Psikolog ve Etolog Eckhard Heinrich Hess’in tespitlerine göre heyecanlanan birisinin gözbebekleri 4 katına çıkabilir. Tam tersine kızgın, olumsuz bir ruh hali gözbebeklerinin ‘minik boncuk gözler’ ya da ‘yılan gözler’ olarak bilinen şeklinde küçülmesine yol açar.
KOL MESAFEMİZ MAHREM ALANIMIZ; AMA AVCILAR KOL GEZİYOR!
İnsanlar ile hayvanların temel ortak özelliklerinden en önemlisi ‘beden dili’dir. Sözlerle ve/veya sözcüklerlerle değil bedensel davranışlar (jestler) ya da yüzdeki anlam ifadeleri (mimikler) ile iletişim kurulmasıdır. Bir de bizim uzmanlık alanımıza giren mikro mimikler (saniyenin 1/15'i ile 1/25'i arasındaki hızlarda gerçekleşen ifadeler) mevcut. Bu eğilimlerin amigdala (ilkel ya da sürüngen beyin) ile ilintili olduğu, yaklaşık 300 bin yıldan da öncesinden bizlere miras kaldığı bilimsel bir gerçektir. Amigdalada meydana gelen hasarların da davranışların kontrolü üzerinde büyük etki yarattığı bilim adamlarınca saptanmış. Heinrich Klüver ve Paul Bucy, 1930 yılında maymunlar üzerinde yaptıkları çalışmalarda amigdalası zarar gören maymunları gözlemlediler. Maymunların tanıdık nesneleri algılayamadığını, korkunun kaybolduğunu farkettiler. Ayrıca hayvanlarda aşırı cinsellik isteğinin geliştiğini de kaydettiler. New York Üniversitesi Nöroloji ve Psikoloji Profesörü Joseph E. LeDoux’un 2005’de yaptığı bir çalışma da bize bu konuda ışık tutmaktadır. Yaptığı deneylerden biri amigdalanın beyin üzerindeki etkisini keserek beynin diğer kısımlarından ayırmasıdır. Amigdalası alınmak zorunda kalan genç bir insanın yaşamı keskin bir değişime girmiş, olayların duygusal anlamını değerlendirmekte bir yetersizlik, bir anlamda duygusal bir körlük oluşmuştu.
KÖPEKLER ve İNSANLARDA ORTAK DAVRANIŞ ÖZELLİKLERİ
8 yıl önce tesadüf eseri köpek sahibi oluşum ve ardından 2 de yavrusunun dünyaya gelmesi, bende insan ve hayvan beden dillerindeki benzeşmelere ilişkin farkındalıklar oluşturdu. Ardından belgesel izleme merakımla kendimi vahşi doğa belgesellerinde hayvan beden dillerine daha dikkat ederken buldum. Polisiye ve kriminal konulardaki belgesellerde de yine sözsüz iletişime dikkat ederek hayvan ile insan beden dilleri ile ilgili kıyaslamalar yapabiliyordum. Örneğin, köpeklerdeki ve insanlardaki sempatik ve empatik bakışlar ve yaklaşımlar hangi koşullarda ortaya çıkıyordu; köpeklerdeki ve insanlardaki donuk ya da soğuk bakışlar hangi durumlarda meydana geliyordu, bu örtüşmeleri yakalayabiliyordum. Her iki türde de gözlemlediğim empati, sempati ya da yoğun heyecan duygusunun yaşandığı anlarda gözlerin anlamlı, ışıltılı, sevecen bakmasıydı. Bunu siz onlarla konuşurken ses tonunuzdan veya öğrendikleri kelimelerden anlayıp, o hislerini bakış, jest ve mimiklerle size yansıtabiliyorlar. Sabit ve donuk bakış ise yiyeceğini ya da yerini korumak zorunda hissettiğinde, saldırı ya da ısırma hamlelerinde, sese veya gürültüye verdikleri ani tepkilerde gözler manasız, hareketsiz adeta bir bilye ya da boncuk haline dönüyor. Ya da herhangi bir konu ya da canlı ya da cansız nesneye odaklanmalarında bu manasız ve sabit bakışlar ortaya çıkabiliyor.
Genelde kritik anlardaki insan ve köpek beden dillerine baktığımızda; donma eylemi insanda ve hayvanda hiç beklemediği anda gelişen olaylarda gerçekleşir. Kaçmak ise fırsat bulabildiği anda; karşı saldırıya geçmesi ise tamamen özgüvenle veya kişilik yapısı ile ilgilidir.
ELDE EDİLMEK İSTENEN AVIN NEV’İ HER NE İSE İHTİRASLI BİR TAM ODAKLANMA VARDIR
Bir seri katilden örnek verecek olursak yakalandığı zaman olan bitene asla bir mana verememişcesine anlamsız bakışlar savurur. Avlanan hayvanlarda da avın dikkatini başka yöne vermek için yapılan manevralarda bunları gözlemlersiniz. Köpek ailelerinde avcılık oyunlarını izleme şansınız olursa nasıl şaşırtmaca yaptıklarını, nasıl saklandıklarını, umulmadık anda saldırıp nasıl hiçbir şey olmamış gibi davrandıklarına şahit olursunuz. Burada önemli bir fark gözlerdedir. Mimiksiz sabit ve boş bakışlarıdır. Avcı pozisyonunda olanlarda hiçbir mana göremezsiniz; elde etmek istenilen avın nev’i her ne ise ihtiraslı bir tam odaklanma vardır.
BOŞ BAKAN BONCUK GÖZLER
Psikolog ve Etolog Eckhard Heinrich Hess’in tespitlerine göre heyecanlanan birisinin gözbebekleri 4 katına çıkabilir. Tam tersine kızgın, olumsuz bir ruh hali gözbebeklerinin ‘minik boncuk gözler’ ya da ‘yılan gözler’ olarak bilinen şeklinde küçülmesine yol açar.
The Tell-Tale Eye adlı kitabında Hess, vücudun odak noktası olduklarından ve gözbebekleri de bağımsız hareket ettiğinden gözlerin tüm insan iletişim işaretleri arasında en açıklayıcı ve doğru bilgileri verdiğini söylemiştir.
‘Gözlerin boş bakışı’, seri katil Ted Bundy’nin elinden şans eseri kurtulan Carol Daronch’ın ifadelerinde de yer almaktadır; ‘’Gözleri mavi ya da yeşildi’’ demiyordu. ‘’Boncuk gibi boş bakıyordu’’ diyordu. Mahkemelerin videolarını ve şahısın mevcut tüm fotoğraflarını incelediğimde dikkatimi çeken şey gözlerin sabit bakışıydı. Herhangi bir duygu ifadesi yoktu. Yapmacık, rol icabı türünden gülümsemeler, ‘’Bu ne demek ki!’’ gibi kaş kaldırma hareketleri vardı sadece. Bu ifadesizlik yüzünde adeta ‘ölü gözlü bir canlı’ görünümünde bir hissiyat uyandırıyordu. Bu durumda irkilme, ürkme ve tiksinti ve huzursuzluk hislerine kapılıyorsunuz. Belgesellerde izlediğim, fotoğraflarını incelediğim tüm seri katillerin gözlerinde genel olarak aynı ifade vardı. Hepsinin yine başka bir ortak özelliği; kibir, kendini başkalarından çok üstün ve zeki görme hali... Genelde alt üst ettikleri yaşamlardan, kurbanların ailelerinde bıraktıkları tarifsiz acılardan etkilenmedikleri gibi, alaycı ve tepeden bakan bir üslupları daima vardı. Ancak kendilerini idamdan kurtarabilmek için akıl almaz çalışmalar, entrikalar ve yalanlarla örülmüş bir savunma mekanizmaları ise daima mevcuttu.
Carol Daronch, ıssız bir yerde gafil avlanıp aniden saldırıya uğramamıştı. Seri katil Ted Bundy tarafından önce kandırılmıştı; onu gittiği AVM’nin otoparkından itibaren takip etmişti. Sonra da yaklaşıp, ‘’Arabanıza girmeye çalışan biri vardı’’ deyip, kendisine bir polis rozeti gösterip, hırsızın karakola götürüldüğünü söyleyerek onu Woswos’una bindirip karakola gitmeye ikna etmişti. O sırada henüz 17 yaşında olan Carol ‘’Hırsızın girmeye çalıştığı arabanın benim arabam olduğunu nereden biliyorsunuz? Hırsız karakolda ise siz neden buradasınız?’’ sorularını sormamıştı!
CAROL ÇILGIN BİR SAVAŞÇI OLDUĞUNU KANITLAMIŞTI
8 Kasım 1974’de meydana gelen olayı Carol Daronch şöyle anlatmış: ‘’… Ve birden bir ilkokulun yanında kenara çekiverdi. O anda çıldırmaya başladım. ‘Ne yapıyoruz?!’ dedim. Kolumu tuttu ve bileğime bir kelepçe taktı. Diğerini takamadı, öylece sallanıyordu. Hayatımda hiç o kadar korkmamıştım. ‘Tanrım annem ve babam neler olduğunu asla bilemeyecek’ dedim. Daha sonra bir silah çıkarıp ‘Beynini dağıtırım!’ dedi. Kapı kolunu bulup arabadan atladım. Peşimden geldi ve dışarıda mücadele ettik. Elinde bir levye vardı, kafama vurmaya çalışıyordu. Elim tepemdeydi, hissedebiliyordum. Onunla tüm gücümle savaştım. Tırnaklarımın hepsi kırıldı. Boş bakan boncuk gözlerini
hatırlıyorum. O anda karşı yönden bir araba geliyordu. Elinden kurtuldum ve arabaya doğru koştum. Kapısını açıp içine atladım. ‘Beni karakola götürün!’ dedim. Kendimi kaybetmiştim.’’
Carol Daronch’ın kaçırıldığı aynı gece -4 saat sonra- Debbie Kent de Salt Lake’nin kuzeyinde bir otoparktan kaçırılmıştı. Otoparkta kelepçe anahtarı bulundu. Anahtar Carol’ın elindeki kelepçeye uyuyordu. Artık bir tanık, gerçek bir kanıt ve Carol’ın tarifiyle çizilmiş bir eşgal resmi vardı. Bu olay Ted için 10 sene sonra gelecek olan sonun başlangıcıydı.
DR. DOROTHY LEWIS TED BUNDY’NİN BEYNİNDE EMPATİYİ ENGELLEYEN BİR BÖLÜM KEŞFETTİ
Yale Psikiyatrı Dr. Dorothy Lewis, 30 genç kadını işkence ve tecavüz ederek katleden ve birçoğuyla öldükten sonra da cinsel ilişkiye giren Ted Bundy’e nörolojik testler yapmayı kabul etmişti. Dr. Lewis, Bundy’nin manik depresif olduğunu, ayrıca empati yapamadığını ve beyninde buna yol açan özel bir kimyasal durum olduğunu belirlemişti. Savunma avukatlarının onu idamdan kurtarmak için bu son çabaları da yeterli olmadı. 1976'daki tutukluluğu, kurbanlarının içinde 12 yaşındaki bir kızın da olmasından dolayı ve toplum infialinin de etkisiyle 1989’da elektrikli sandalyede son buldu.
...Ted Bundy, psikoloji eğitimi görmüş, ayrıca üniversiteyi yarım bıraksa da hukuk eğitimi almış, siyasetle uğraşmış, kiliseye üye saygın biri görünümündeydi.
‘KORKUÇ IVAN’IN BEDEN DİLİ KRİTİKLERİ
Beden dillerine bir örnek de ‘Treblinka Canavarı Korkunç Ivan’ lakaplı Ivan John Demjanjuk’un 35 yıl süren yargılanma sürecindeki hallerini verebiliriz. Kızıl Ordu'da görev yaptığı sırada 1942 yılında Naziler tarafından ele geçirilmiş ve toplama kampı için eğitilmişti. Polonya'da Treblinka, Sobibor ve daha birçok Nazi imha kamplarında gardiyan olan Demjanjuk, 1 milyona yakın tutsağın katledilmesine ortak olmaktan sorumlu tutuluyordu. Yargılanması için ABD tarafından İsrail’e iade edildi.
ÖLÜM KAMPI TANIĞI İLE TOKALAŞMAK İSTEDİ
Kudüs’te görülen davalardaki bir olay çok çarpıcıdır; Demjanjuk’un (Bay D) onun gözlerine yakından bakıp ‘’Evet bu Korkunç Ivan!’’ diyerek irkilen tanık ile tokalaşmak istemişti. 1987’de İsrail’de görülen davada Tanık Eliahu Rosenberg, ‘’Onun gözlerine yakından bakmak istiyorum. Söyleyin gözlüklerini çıkartsın’’demişti. Tanık ifadesinde ‘Bu şahıs, çırılçıplak soyulmuş, sürü gibi gaz odalarına güdülen kadınlara kılıçla vuruyor, göğüslerini, bazen de burunlarını kesiyordu’’ açıklamalarını yaparken o anki deşheti yaşıyordu. Ivan’ın boş bakan gözlerle, sahte bir sırıtmayla onun yanına giden bu tanıkla tokalaşmak istemesi, ona elini uzatması, kibir üstü benmerkezciliğin trajik bir
komedyasıydı. İnanılmazdı! Bu kişi ‘avcı hayvan şaşırtmacılığı’nı halen sürdürüyordu!
Bay D, İsrail’de idama mahkum edildiği son duruşmasına gelirken sırt ağrılarını sözkonusu ederek kendini polislere taşıtmıştı. Sanık sandalyesine oturur oturmaz da salona iki eliyle öpücük atmıştı. İdam kararı verilene kadar sandalyesinde dik bir şekilde oturmasına rağmen giderken yine yığılma hareketi yapmış ve kendini polislere taşıtmıştı.
60 YIL SONRA BİR NAZİ HİTLER’in MÜNİH SAHNESİNDE
Daha sonra temyiz sürecinde Yahudi parasever Avukat Yoram Shefel, SSCB’den Korkunç Ivan’ın, aslında Ivan Marchenko olduğuna dair birtakım nazi gardiyanı ifadeleri bularak Demjanjuk’u 1993’de idamdam kurtardı. Ama ilginç bir durum vardı; Demjanjuk savaştan sonra ABD’ye gitmek istediğinde adının Ivan olduğunu, anne babasının Nikolai Demjanjuk ile Olga Marchenko olduğunu bildirmişti. Annesinin kızlık soyadını kullanmıştı. Bu kadar büyük bir tesadüf olamazdı! Ukrayna bunu yalanladı ve Bay D 1993 de idamdan kurtularak ABD’deki evine döndü.
BAY D’nin GAYET SAĞLIKLI OLDUĞU VİDEO ile SAPTANDI
Ancak bu dava ‘’Efsanevi Nazi avcısı’’ lakaplı Eli Rosenbaum ABD DOJ Özel Soruşturmalar Müdürü olduktan sonra önüne konuldu. Rosenbaum işin peşini bırakmadı. Bay D’nin pekçok kitle imha kampında çalıştığına dair güçlü kanıtları vardı. ABD’nin Nazi suçlularını yargılama yetkisi olmadığından Almanya’da yargılanacaktı. Bay D, kameralar eşliğinde evinden alındı. Yine hasta numarası yapmış, kendini taşıtmıştı. Avukatları hemen sağlık durumunu gerekçe gösterdiler; işkencenin önlenmesi kanunu gereği sınırdışı edimesini önlemek istediler. Ve Bay D’nin sınırdışı edilmesi geçici olarak ertelendi. Bu kez Federaller gözetim videosu kullandılar: Arabaya biniyor, parklarda geziyor, eve girip çıkıyordu, gülüyordu. Hastalığın numara olduğu böylece anlaşılmıştı. Mayıs 2009’da Almanya’daki duruşmaya da sedyeyle getirildi. Acıma kartına oynuyordu. Ama 60 yıl sonra bir Nazi, Hitlerin Münih sahnesinde yargılanıyordu. Bay D, 91 yaşında 28 binden fazla kişinin cinayetine ortak olmakla suçlandı ve 5 yıl hapis cezası aldı. Bu dava için ‘’Kısmi adalet ve geç gelen yargılama adaletsizlikten ve hiç yargılama olmamasından iyidir’’ yorumu yapıldı. ...Demjanjuk da -Amerikan rüyasını yaşadığı yıllarda- görünürde iyi bir fabrika işçisi, iyi bir aile babası ve iyi bir kilise üyesiydi!...
(Ara spot)
… Avcı kişiliklere onlarca örnek verebiliriz. Ancak normal yaşam şartlarında normal insanların ne yapması gerektiği de önemli. Okul
ve aile işbirliği ile farkındalıklar kazandırılması şart. Problemli görülen bireylerin belki daha anne karnından başlayarak tetkik edilmesi, teşhis, tedavi, takip hatta teşhir süreçleriyle ilgili birimler oluşturulması gerekli. Hedeflenmesi gereken koşul; saldırganların, mağdurların şikayetini geri alması sürecini de kapsayan tehdit, menfaat veya para gücü sayesinde insanların içine salıverilmesini engellemektir. (Neden hayvanat bahçelerinde yırtıcı hayvanlar kafes içinde tutulmaktadır?!)
MAHREM VE KİŞİSEL BÖLGELERİMİZDEKİ KONTROL BİZDE OLMALIDIR
Normal yaşam şatları içerisinde yapılması gereken; sınırlarımızı belirlemektir: 1.’si mahrem (özel) alanımız; (0-50 cm-ortalama bir kol uzunluğu kadar) sadece bize zarar vermeyeceğinden emin olduğumuz kişilerin girebileceği alandır.
2.’si kişisel bölgemizdir; kolumuzu öne uzattığımızda parmak ucumuzdan sonraki mesafedir. (50-1.20 cm). Bu alan, çok yakın olmadığımız, sosyal ortam, arkadaş toplantısı mesafesidir.
3.’sü sosyal bölgemizdir; (1,20 cm-3 mt.). Örneğin, evimizde tamirat yapanlar, postacı, kurye, bakkal veya çok iyi tanımadığımız kişilerle olması gereken mesafedir.
4.’sü ortak bölgedir; Genel alan da denmektedir. 3 metreden sonraki alanı ifade eder. Örneğin, kalabalık bir gruba hitap ettiğimizde aramızda olan mesafe ortak mesafedir.
Demek ki sahip çıkmamız gereken alanımız öncelikle mahrem yani özel alanımızdır. Hemen sonra da kişisel bölgemiz gelir. Güvenli ve sağlıklı iş ve sosyal yaşam için tüm bireylerin ilkokul çağından itibaren bu bilgilerle donatılması günümüz koşullarında her zamankinden de fazla gerekli hale gelmiştir. Bu alanları bilmemiz, doğru davranış kalıplarıyla hareket etmemiz, saygınlığın ve kurallara uyumun kişisel ve toplumsal başarıdaki etkisini de arttıracaktır.
Bu konuya çok uyan bir sloganımı da paylaşmak isterim; ‘’İnsanın sınırları ve prensipleri ülkelerin bölünmez bütünlükleri gibidir. Her zaman ve her koşulda korunmalıdır. Bazen savaşmamız gerekse bile…’’
Kaynakça: Wikipedia, Netflix belgeselleri…